Çini nedir?

Güzel sanatlarda çok önemli bir yeri olan, özellikle Türk ve İslam sanatında gelişmiş bir sanat koludur. Porselen ve kaolinin özel pişirilme şekliyle elde edilen seramik ve fayans işlerine denir. İlk örneklerinin Çin'den getirilmesi dolayısıyla bu adla anılmıştır. Çinicilik genellikle üç kısma ayrılır: 1. Halk çiniciliği (çanak, çömlek) 2. Fayans çiniciliği; 3. Porselen çiniciliği. Her üç kısımda da hemen hemen aynı şekilde yapılır. Balçık, beyaz balçık ve kaolin su içinde karıştırıldıktan sonra, süzülür. Eleklerden geçirilip, havuzlarda günlerce bekletilir. Koyulaşan çamur, çini yapılacak çamurdur. Eski usulde tornada, yeni usulde ise makinelerde çini yapılır.

Kuruduktan sonra fırınlanır. Üzerine boyalarla çiçekler, şekiller işlenir, sırlanır ve tekrar fırına sokulur. Sırlı çini Milattan 24-25 yüzyıl önce Çinlilerce bilinirdi. Asurlular da çini eserler bırakmışlardır. Türk çiniciliği beş çağa ayrılır: 1. Selçuklular çağı: 2. İlk Osmanlı çağı; 3. Osmanlı çiniciliğinin yükseliş çağı; 4. Osmanlı çiniciliğinin çöküş çağı; 5. Cumhuriyet çağı.İlk gelişmiş Türk çinileri 13. yüzyılda Kılıç Arslan'ın Konya'daki sarayında görüldü. Osmanlı devrinde önce mavi - beyaz çiniler yapıldı. 16. yüzyılda İstanbul'da sırlı ve renkli duvar çinileri yapılmaya başlandı. İznik çinileri bu devirde büyük bir devrim yarattı. 17. yüzyılda gerileme başladı. 1716'da İznik'te yapımevleri kapandı. Bugün Kütahya'da çini yapımevleri verimli bir şekilde çalışmaktadır.

çini

Mimariye bağlı olarak gelişen çini sanatı, Anadolu’da Selçuklular’la hayat bulmuştur. Anadolu Selçukluları’nda yapı malzemesi olarak renkli sırlı tuğla, tezyinat malzemesi olarak da renkli sırlı çini belli yörelerde yaygınlık kazanmıştır. Sırlı tuğlalarda ilk zamanlar firuze renk hakim iken, XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren firuzenin yanı sıra kobalt mavisi ve patlıcan moru da yer almıştır. Duvarlarda çoğu zaman düz levha halindeki çiniler kullanılırken, kitabelerde kabartmalı çiniler kullanılmış, kemer, tonoz ve kubbe gibi eğimli satıhlarda ise çini mozaik tercih edilmiştir. XIV. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı’nın çini üretim merkezi İznik şehri olmuştur.

İznik ve çevresinde üretilen çiniler genellikle kırmızı hamurludur. XV. yüzyılın ortalarında beyaz sert hamurlu, mavi-beyaz çiniler ortaya çıkmıştır. XV. yüzyılın sonlarında Çin porselenlerinin de etkisiyle, İznik’te olduğu gibi Kütahya’da da beyaz hamurlu, çoğunlukla astarsız, renksiz şeffaf sırlı, mavibeyaz çini üretimine geçilmiştir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında imar faaliyetleri yoğunlaştığı için buna paralel olarak çini kullanımı da artmıştır. Ancak her ne sebeptense XVII. yüzyılın sonlarından itibaren İznik atölyelerinde bir gerileme görülmektedir.

Bir ara Damad İbrahim Paşa’nın gayretleriyle İstanbul’da Tekfur Sarayı’nda çini üretilmeye başlanmışsa da istenilen sonuç alınamadığı için üretimden vazgeçilmiştir. Osmanlı’nın bundan sonraki çini merkezi Kütahya olmuştur. İznik atölyeleri daha çok saray için üstün nitelikli çiniler üretirken, Kütahya atölyeleri daha çok halkın taleplerine cevap vermiştir. XVIII. yüzyılda Çanakkale’de de seramik üretimi hız kazanmışsa da günümüzde Kütahya atölyeleri geleneği sürdüren ana merkez olmuştur.

İznik çinisi

İlk Osmanlı dönemi İznik çinileri, Bursa Yeşil Cami ve türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camii'nde (1426), Edirne Muradiye Camii (1433) ve Çinili Köşk’te (1472) görülebilmektedir. Bunlar genellikle mozaik veya sırlı boya tekniği ile üretilmiş çinilerdir. Bu dönem çinilerinde lacivert, mavi, turkuaz, siyah renkleri ağırlıktadır ve daha çok geometrik desenler kullanılmıştır.16. yy'da İznik'te üretilen çinilerde gerek kalite ve gerekse desen üretiminde büyük gelişmeler olmuş ve Türk çini sanatı en parlak dönemini yaşamıştır. Osmanlı, mozaik gibi teknikleri bırakmış sır altı boya ve sır tekniğini geliştirmiştir. Bunun yanı sıra saray nakkaşhanesinde yeni motifler geliştirilmeye ve üretilmeye başlanmıştır. Kırmızı, yeşil, mavi, lacivert, turkuaz ve kahverenginin kullanımıyla İznik çinilerinde yeni bir devir yaşanmaya başlanmıştır.

Kütahya'da çinicilik

Kütahya’ nın sembolü olan ve onu bütün dünyaya tanıtan çinicilik, önemli bir sanat kolu olmanın yanı sıra, Kütahya’ da aynı zamanda bir geçim kapısıdır. Geçmişi Friglere kadar uzanan seramik yapımı zaman içinde sürekli gelişme göstermiştir. Kütahya' da seramik sanatı 14.yy. 'ın son yarısında kırmızı hamurlu malzeme ile başlamıştır. Motifleri ve renkleri o dönemin İznik çinileri ile benzerlik göstermektedir. Bu ilk örneklerde kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renkler kullanılmıştır. Renkler İznik işlerine nazaran daha koyu tonlardadır ve bu özelliği ile Anadolu Selçuklu çinileri ile benzerlik gösterirler. Kırmızı hamurlu seramiklerden mavi-beyaz imalata geçiş Kütahya' da İznik ile aynı zamana ve 15. yy. ortalarına rastlar. Kırmızı hamur yerine beyaz, sert hamurlu porselene benzer mavi-beyaz seramiklerle yepyeni, şahane bir üslup başlar.

Kütahya çiniciliğinin 16 ve 17.yy.' daki durumu, hakkında teferruatlı bir bilgimiz yoktur. 16.yy. 'ın son yarısında İznik çiniciliği canlı ve parlak renklerle gelişen en son ve en parlak devrine ulaşmıştır. 17 .yy .da Kütahya çiniciliği hakkında, kendisi de Kütahya' lı olan Evliya Çelebi bilgi vermektedir. Kütahya çinilerinden bahsederken; kase ve fincanı ve günagün (türlü türlü) maşraba ve güzeleri (çömlekleri) ve çanak ve tabakları bir diyara mahsus değildir (benzeri görülmemiştir). İznik 'te çini sanatının tamamen kaybolduğu 18.yy.da Kütahya atölyeleri İznik' in aradan çekilmesi ile hız kazanarak kuvvetli bir üslupla serbest fırça işi, çok sevimli modern anlayışlı yepyeni bir seramik sanatı geliştirmişlerdir.

Sert beyaz hamurlu, sır altı tekniğinde yapılan bu seramikler, fincan, sarf, kase, hokka ve matara kapaklı ibrik, kulplu ve kulpsuz kupa, gülabdan, kandil, sürahi, buhurdanlık, limonluk, süs topuzları ve tabaklar gibi küçük boy zarif seramikler, serbest ve hafif fırça süslemeleri ile klasik seramiklerden farklı mahalli bir sanat karakteri taşırlar. Bunlar damavi, kırmızı, sarı, mor, yeşil, eflatun, lacivert renklerle küçük çiçekler, bitki motifleri, yapraklar, sarmaşıklar, damlalar ve madalyonlardan ibaret bir süsleme görülür bunun yanında kuş balık ve mahalli kıyafette insan figürleri kullanılmıştır. Ancak 18.yy. ikinci yarısında renkler ve motifler ve şekil bakımından Kütahya çinilerinin kalitesi bozulmuştur.

Bu kötü gidiş uzun süre devam etmiştir. 1905' de Kütahya' da vali (mutassarruf) olan ve çini süslemeli kagir hükümet konağını yaptıran Giritli Fuat Paşa, daha sonra merkeze gönderdiği bir raporda şunları yazmıştır; "Kütahya' da üç asır evvel üç yüzü mütecaviz (aşkın) çini imalathanesi varmış. 1795 tarihinde imalathanelerin sayısı yüze inmiş. 1902 senelerine doğru Hafız Emin ve Hacı Minasyon Efendilerin imalathaneleri de kapanmıştır. II.Dünya Harbi esnasında ihtiyaç karşısında Kütahya çiniciliği bir defa daha canlanmış olup, bu gün de gelişimi sürdürmektedir. Kütahya' da ise Endüstri Meslek Lisesi Çinicilik bölümüne ilaveten bir "Seramik Yüksek Okulu" nun açılmış olması olumlu bir gelişmedir.

Bu konuda Ressam Ahmet Yakuboğlu Bey' in ifadeleri adeta çiniciliğimizin fotoğrafını çekmektedir. "Çinicilik asıl milli ve manevi sanatımızdır. En garip devrinde dahi adeta milli bir dava gibi vazgeçilmemiş ve üzerinde sebatla, feragatla çalışılmış, Kütahya' nın bugün dünya çapında bir sembolü olmuştur. Bu işte ressamlardan, tezyinatçılardan bir ordu, zevkle ve hevesle kendini bu işe adamıştır. Güzel sayfalar, vitrinler, birbiri peşi sıra caddeli adeta ışıltılı bir cennet döndürmektedir. Hususi atölyelerde hem istidatlı gençler yetişmekte, hem de güzel zevkli, zengin renklerle çiniden, kıymetli eserler meydana getirilmektedir. Bunun yanında, yıllarca hasreti çekilmiş birde "Porselen Sanayi" doğmuştur.

İçeriden dışarıdan Iüzumsuzluğu gösterilen menfi gayretlere rağmen, bu estetiğe yönelik kolu da olan özel teşebbüsün zaferi ile Kütahya' ya kazandırılmıştır. Esasen burada bir "Nakkaşlar Ordusu'' her daim temel unsur olarak bu işleri göğüslemeye amade bulunmuştur. Yeter ki onların huzurla çalışabileceği zemin hazırlansın... Önlerine düşen iş sahibiyle san'atkarının aralarındaki birbirine muhabbet saygının baharına samyeli dokunmasın.'' Bu görüşlere ve bu dileğe harfiyen katılmamak mümkün mü? Kütahya çinileri bugün dalga dalga tüm dünyaya yayılıyor.. İstanbul' un kapalı çarşısından Akdeniz sahillerinin hediyelik eşya satan dükkanlarına, oradan Nevşehir' e, Kapadokya' ya kadar her yerde yurdumuzu ziyarete gelen turistlere pırıl pırıl, gülen bir çehre ile gülümsüyor,

Hoşgeldiniz diyor. Sonra turistin çantasında bizleri temsil etmeye devam etmek üzere yola çıkıyor. Bizim el emeğimiz, göz nurumuz, gururumuz, uğurumuz olarak.Günümüzde yurdumuzun ihraç malları arasında yer alan, desen ve renk zenginliği kazanan çiniciliğimiz, bilhassa 1980' li yıllardan itibaren önemli bir gelişme göstermiştir. Günümüzde küçüklü büyüklü beş yüze yakın atölyede üretilen çiniler Türkiye ve dünyada bir çok evi süslemekte, yeni yapılan camii ve mescidler Kütahya çinileriyle güzelliğine güzellik katmaktadır. Çini sanatımızın gelişip yaygınlaşarak devam ettirilmesi, yerli yabancı birçok insanın takdirini kazanmaktadır.Bunlardan birinin N.Nur Avlupınar' ın görüşlerini aktarırsak söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. "Asırlar boyu çeşitli devirlerin farklı zevk ve üslup uygulamalarıyla değişen... Türklerin İslamiyeti kabulü ile erişilmesi zor bir zirveye ulaşan çini sanatımız, devlet çapındaki gerileyiş ve duraklayışa paralel olarak iniş ve çıkışlar arz etse de, o günleri geride bırakmış ve akıp gelmişlerdir. Atalar yadigarı bu milli, tarihi malzemeyi şerefle yaşatan hatta bayraktarlık yapan Kütahya; taşıdığı yükün ağırlığını müdrik görünüyor. Bir "irfani gelenek" halinde sürüp gidecek olan Kütahya çinciliği, dileriz yeni nice usta sanatkara ilham verip, mektep olacak gayreti de gösterir. Hem gösterecektir de... Çünkü kaynağı aşk olan topraklar, daima bereketlidir; meyveleri de boldur." Kütahya çinciliği, geçmişiyle, bugünüyle başlı başına bir araştırma konusu olacak genişliktedir. Dileriz böyle bir çalışma yapılır.

Çini sanatı ilk örnekleri nerelerde görülür?

1. İznik Yeşil Cami

2. Bursa Yeşil Cami

3. Bursa Muradiye Camisi

4. Edirne Muradiye Camisi

5. Edirne Şah Melek Paşa Camisi

6. Çinili Köşk

7. İstanbul?da Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi

8. Haseki Medresesi

9. İstanbul Mahmut Paşa Türbesi

Çini sanatı ustaları kimlerdir?

1. Baba Nakkas

2. Veli Can

3. Mimar Sinan

Çini sanatının teknikleri

1. Mozaik Çini Tekniği

2. Sır Altı Boyama Tekniği

3. Renkli Sır Tekniği

4. Perdah Tekniği?

Mozaik çini tekniği

Mozaik Çini Tekniği, Çiniciliğin ilk gelişmeye başladığı yıllarda kullanılmıştır. Tuğla süslemesi olarak da adlandırılmaktadır. Türk çini Sanatında yaygın olarak kullanılan en eski teknik olan bu tekniğin kaynağını sırlı tuğla süslemenin aldığı söylenebilir. Mozaik çini tekniği 13.yy da Anadolu Selçuklu çini sanatına kişiliğini kazandıran ve Osmanlı döneminin varlığını 15.yy’ın sonuna kadar sürdüren bir çini tekniği olmuştur.

Sır altı boyama tekniği

13.yy’da Anadolu Selçuklu’da kullanıldığı gibi, 16.yy’ın ikinci yarısında Osmanlı’da gelişmesini tamamlayan bir çini tekniğidir. Sır Altı Boyama, Osmanlı Devletin de kullanılmaya başlayan ve hala günümüzdede kullanılan bir yöntemdir.

Renkli sır tekniği

Renkli sır tekniği, renkli sır üzerine yapılan desenler ile oluşmaktadır. Krom oksit ile desenlerin üzeri, kontür tarzında tekrar çizilerek fırınlanır.

Perdah tekniği?

Bir sır üstü tekniğidir. Beyaz astarlı renksiz saydam sırlı levhalar üzerine altın ve gümüş tozları ile süsleme yapılıyor ve fırınlanıyor. Perdah tekniği, altın ve gümüş tozları kullanarak yapılmaktadır. Beyaz ve saydam astar levhalar üzerine oluşturulan desenler, sonradan fırınlanmaktadır.

Çini sanatının aşamaları

1. Tebeşir, kum, kaolen gibi doğal malzemeler karıştırılıp hamur haline getirilir.

2. Bu hamur şekillendirilerek kuruması için bir süre beklenir.

3. İstenilen kuruluğa sahip olan hamura astarlama çalışılması yapılır.

4. Bu astarlama işi, hamuru beyaz bir görünüm kazandırır.

5. Parçalar çok yüksek derecede fırında bir gün boyunca pişirilir.

6. Pişirilen parçaların pürüzlü yüzeyi, zımpara yardımıyla düzeltilir ve pürüzsüz bir zemin elde edilir.

7. Yüzey kara kalem ile çizilen beyaz bir kağıt ile üzeri kaplanarak, diğer işlemleri yapmak için zemin oluşturulur.

8. Desen iğne ile delinir ve kömür tozu yardımıyla yapılacak çini yüzeyine aktarılır.

9. Çini sanatına uygun kobalt ve siyah renkten oluşan boya yardımı ile desen kontürleri oluşturulur.

10. Sanatçının zevkine veya hayal dünyasına uygun renkler ile iç zemin boyanmaya başlanır.

11. Boyanan obje camsı bir sır ile kaplanarak, pişirilme aşamasına getirilir.

12. Parçaların ayrı ayrı pişirilmesi sağlanır ve tekrar ikinci bir pişirilme aşamasına tabii tutulur.

13. Pişirilen parçalar yavaş yavaş soğutularak kırılması önlenir.

Sözlükte "çini" ne demek?

1. Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan, bir yüzü sırlı, geleneksel motiflerle bezeli, pişmiş levha.
2. Sırlı ve süslü, pişmiş balçıktan yapılmış olançini

Cümle içinde kullanımı

Bizi sarar bir sülüs yazı görsek duvarda / Bize heyecan verir bir parça yeşil çini.
- F. N. Çamlıbel

Çini kelimesinin ingilizcesi

[Cini] n. genie, demon, sprite, clever person, gin, white satin, elf, Geneva, gnome, goblin, gremlin, hob, hobgoblin, Hollands, jinnee, puck
n. China
adj. ceramic, China
Köken: Farsça